Sahhaf

Ceviz Kabuğundaki Evren

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Bilimsel yapitlar için bir kilometre tasi olan bu yapit, kirk dile çevrildi, on milyondan fazla satarak uluslar arasi bir fenomen haline geldi.

Zamanin Kisa Tarihi Hakkinda Söylenenler

“Canli ve kiskirtici… Hawking’in bir ögretmene özgü dogal yetenekler olan kaliteli bir espri anlayisi ve karmasik önermeleri günlük yasamdan çekip aldigi analojilerle resmetme becerisine sahip oldugu açik.”
-The New York Times-

“Bu kitap, bir çocugun merakiyla bir dahinin zekasinin uyumlu bir birlikteligi. Hawking’in evreninde dolasirken zekasina hayran kaliyorsunuz.”
- The Sunday Times(Londra)-

“Etkileyici ve kolay anlasilir… Siradan bir okurun dahi bilimin derinliklerini kaynagindan ögrenmesine olanak sagliyor. Piril piril parlayan bir kitap.”
-The New Yorker-

“Stephen Hawking duru anlatimin ustasi oldugunu kanitliyor. Yasayan baska birinin, böylesine ürkütücü görünen matematiksel konulari bu denli açik ve kolay anlasilir biçimde dile getirebilecegine inanmak güç.”
-Chicago Tribune-

“Evrensel fizigin karmasikligini böylesine bir açiklikla ve zekice ancak o bütünlestirebilirdi.”
-The New York Review of Books-

“Belki de, siradan okur için yazilmis en mükemmel astrofizik kitabi. Tesekkürler Dr. Hawking.”
-Booklist- (Arka Kapak)

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Bilim - Teknik | Leave a Comment »

Ben Ruhi Bey Nasılım

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Günümüz Türk şiirinde Edip Cansever’in önemli bir yeri olduğu tartışılmaz bir gerçek.
Ben Ruhi Bey Nasılım Edip Cansever’in, Tragedyalar ile Çağrılmayan Yakup kitaplarının bir uzantısı sayılabilir. Cansever bu kitabında da insanın trajik varlığına eğilmiş, saptamanın, sergilemenin de ötesinde, insanın “aşama” gücünü hiçbir durumda yitiremeyeceğini bir daha kanıtlamıştır.

Ben Ruhi Bey Nasılım bu yargıyı kanıtlayan bir Edip Cansever şiiridir.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Şiir | Leave a Comment »

Suda Yan Ateşte Boğul

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

1955 ve 1973 arasında yazılmış bu şiirlere baktığımda (çeşitli nedenlerle) en çok son şiirleri beğendimi görüyorum. Bundan da memnunum. Elbette gelecekte yazacağım şiirlerin nasıl olacağı veya başka şiirler yazıp yazmayacağım konusunda hiç fikrim yok, çünkü ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum, ama şiir yazmaya oldukça geç 35 yaşımda başladığıma göre bana fazladan bir kaç yıl tanıyacaklarını sanıyorum. Bu arada, okuyacağınız bu şiirlerle yetinmek durumundayız.

Charles Bukowski 30 Ocak 1974

“hiçbir şeyin önemi yok bir yatakta debelenmekten başka ucuz hayaller ve bir birayla yapraklar ölürken ve atlar ölürken ve ev sahipleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken; canlıdır müziği çekilmiş perdelerin, sinek sürüleri ve patlamalar sonsuzunda son insan’ın mağarası; hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka, boş şişeden, keyiften, kıstırılmış bıçaklanmış ve traş edilmiş gençlikten başka, kendisine sözcükler öğretilip ölsün diye arkası yastıkla desteklenmiş gençlikten başka.” (Arka kapak)

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Şiir | Leave a Comment »

Binbir Gece Masalları (1. Cilt)

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Yüzlerce yıl boyunca, Çin’den Kuzey Afrika’ya uzanan ve Çin, Çin Hindi, Hindistan, İran, Irak, Türkiye, Suriye ve Mısır’ı kapsayan bir alanda anlatılan Binbir Gece Masalları, ilk kez Antoine Galland tarafından düzenlenip Fransızcaya çevrilerek (1704-17, 12 cilt) dünyaya tanıtıldı. Bugüne kadar bellibaşlı bütün dillere çevrilen bu masallar, Galland’dan çok daha öncesinden başlayarak, edebiyattan müziğe, sinemedan baleye kadar bütün alanlarda pek çok sanatçıyı derinliğine etkiledi, defalarca işlendi, yeniden yorumlandı, taklit edildi.

Alim Şerif Onaran (1921-2000), Binbir Gece Masalları’nı ilk kez tam metin halinde dilimize kazandırdı. Orhan Pamuk, gözden geçirilmiş bu yeni basım için bir sunuş yazdı. Size kalan sadece “Açıl susam açıl!” demek…

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anlatı, Öykü | Leave a Comment »

Ninatta’nın Bileziği

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Bir Hitit Destanı
Anadolu’daki ilk büyük devlet: Hititler.
Yeryüzündeki ilk büyük savaş: Kadeş.
Kadeş’e giden sevgilisini 3 300 yıldır bekleyen Hititli bir kadın: Ninatta.
Yarıda kalan bir sevda: Ninatta ve Nuvanza…

Günümüzden 3300 yıl önce yapılan bir savaştır Kadeş ve iki büyük uygarlığı Mısırlılar ile Hititleri karşı karşıya getirir. Savaş sonrasında yapılan anlaşma ise tarihe bir ilk olarak geçer. Dünya çok uzun yıllar Kadeş Savaşı’nı Mısır kaynaklarından elde edilen bilgilere göre değerlendirdi. Daha sonra elde edilen bulgular tarihin bile yanılabileceğini gösterdi. Örneğin Mısırlılar tabletlerinde savaşı kazandıklarını yazmalarına rağmen, uğrunda savaşılan bugünkü Suriye topraklarının savaş sonrasında hâlâ Hititlerin elinde olduğunu öğrendik.
“Ninatta’nın Bileziği”nde ise tarihin ötesinden savaşın kederiyle örtülü bir kadın sesi ulaşıyor bize ve ölümsüz sevdasının öyküsünü taşıyor bugüne. Ninatta, sonsuz bir aşkı anlatırken Hitit dualarını, Hitit büyülerini, Hitit-Mısır yazışmalarını da aktarıyor ve okuru zevkli bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.
“Ninatta’nın Bileziği”, Türk polisiye edebiyatının usta ismi Ahmet Ümit’in kaleminden, “Patasana”dan sonra Hititler üzerine yine çarpıcı bir epik roman.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anlatı | Leave a Comment »

Mutluluk

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Günümüz Türkiye’sinin içinden bıçak gibi geçen bu romanda üç kişiyle tanışıyoruz.
Van gölü kıyısındaki kasabada, tecavüze uğramış olan on yedi yaşındaki Meryem, evlerinin ‘izbe’ denilen ambarına kilitlenmiş durumda yazgısını düşünmektedir. İstanbul’un tanınmış profesörlerinden Harvard mezunu ve varlıklı İrfan Kurudal, Boğaz’a bakan evinde yaşamını kökten değiştirme planları yapmaktadır.
Cemal ise Gabar dağlarında PKK takibinde, ateş altındadır.

Yaşam bu üç kişinin yolunu garip bir raslantıyla birleştirir ve birbirlerinin ruh fırtınalarını daha yakından tanırlar.

Mutluluk hem bir dönem romanı; hem kentiyle kasabasıyla, İstanbul’u ve Ege’siyle bugünkü Türkiye’nin tanığı, hem de anlattığı kişilerin psikolojik derinliklerine ulaşan bir başyapıt.

Meryem’i, İrfan’ı ve Cemal’i hiçbir zaman unutmayacaksınız.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anlatı | Leave a Comment »

Ten Yükü

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Her şey, kitaba adını veren ilk öykünün yazılmasıyla başladı. Öyküyü tamamladığımda daha önce başıma gelmeyen garip bir huzursuzluk yaşadım. Öykü bitmişti, ama benim iç hesaplaşmam bitmemişti. Kahramanlarıma haksızlık ettiğimi, onları orta yerde bıraktığımı düşünüyor; Mine, Sedat ve Tamer’in yaşadıkları parçalanıştan sonra ne yaptıklarını, iki çocukluk arkadaşının aradan geçen yıllarda nasıl bu denli değişebileceğini merak ediyordum. Bir süre sonra, yeni bir öykü yazmak için masaya oturduğumda, kağıdın üzerinde kahramanlarımın çocuklarıyla karşılaştım. Beni, geçmişleri araştırmaya onlar zorladı. Sedat ile Tamer arasında eşcinsel bir ilişki var mıydı, müsveddeye benzetilen bir yaşam temize çekilebilir miydi, Mine’nin inandığı gibi ihanetin ilacı karşı ihanet miydi gerçekten? Bu sorulara yanıt ararken, kahramanlarımın değişik dönemlerini anlattığım bir dizi öykü çıktı ortaya. Her biri tek başına da okunabilen öyküler; tıpkı yap-boz parçaları gibi bellli ipuçlarıyla birbirlerine bağlandılar. Bu açıdan, aslında bir öyküler toplamı olan Ten Yükü’ ne dikkatli okura karışık sunulmuş bir roman gözüyle de bakılabilir. Her ne kadar, parçaların yanlış yerleştirilmesinin, farklı okumalara açık bir kurguya sahip olan kitabın özünü zedelemeyeceğine inanıyorsam da, gönlüm, okurun Ten Yükü’ne kırılacak bir eşya duyarlılığıyla yaklaşmasından, doğru tabloyu oluşturabilmesinden yana…

Yap-boz oynadınız mı? Kimilerine çocuk oyunu gibi gelir, ancak sanıldığı kadar kolay değildir. Her birinin anlamı ayrı, renk renk parçaları birleştire birleştire bir bütüne ulaşıyorsunuz. Elde ettiğiniz; düş dünyanızı varsıllaştırarak anlamlı resimlerden yalnızca biri. UYKUSUZ GECE DÜŞLERİ’nin yazarı Atilla ŞENKON, tıpkı bu oyundaki gibi parçaları koyuyor önünüze. Her biri yaşamın bir kesitinden, renk renk, anlamlı… Her biri, her okuru ayrı algılama alanlarına çekiyor. Sayfalar ilerledikçe düşsellikten sıyrılıyor parçacıklar. Birleşiyor, birleşiyor…
Sonunda TEN YÜKÜ’nü tutuyorsunuz elinizde. Yaşamı anlamlı kılan ne varsa, onlar TEN YÜKÜ’nde bütünleşerek kuşatıyor sizi. Salt kitapla değil, Atilla ŞENKON’un düşsel dünyasıyla da bütünleşerek, kocaman bir tablonuın içinde buluyorsunuz kendinizi.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anlatı | Leave a Comment »

Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Melissa: Genç bir kız… ve günlüğü:
Sevgi, aşk, kendine güven, arkadaşlık, cinselliğin keşfi, duygusal gelgitler, arayışlar ve kayboluşlar… Dürüst, açık, çekici, düşündürücü, insanın içine işleyen ve her şeyden öte cesur itiraflar…
İtalya’da, Susanna Tamaro’nun kitabı kadar satan bu kitap ailelerin çocuklarıyla konuşmadıkları, öğretmedikleri tek konudan söz ediyor: Cinsellik.
“Göz alıcı bir şekilde kendinden emin olan bu lise öğrencisinin itiraflarının yarattığı şok dalgaları hala gündemde.”
The Times

“Çok büyük bir etkisi olan küçük kitap.”
New York Times

Yatmadan önce 100 Fırça Darbesi, İtalya’da 1.000.000 adet satıldı. İspanya, Fransa, Almanya, ABD, Kanada, Rusya, Yunanistan ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu 26 ülkede bestseller oldu. Film hakları Francesca Neri tarafından alındı.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Ben Bir İnsanım

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Mahmut Memduh UYAN’ın BEN BİR İNSANIM başlıklı belgesel anlatısı, Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesinde yaptığı savunmanın bir bölümünü oluşturuyor. Bu metin bir direnişin tanıklığı. İnsan onurunun, insan sevgisinin, dostluğun, arkadaşlığın, yoldaşlığın, et-kemik ve sinirin dayanma gücü üzerinde sınandığı bir deneyimin tanıklığı… Sartre’ın deyişiyle, “işkencecilere boyun eğmeyerek, o, insanlık adına büyük bir zafer kazandı… O, insanlar arasında insan kalabilmek için, doğal bir hak için en yüksek ücreti ödedi…” (J.P. Sartre, “Henri Alleg’in Yanıtı”) Yine Sartre 1958 Cezayir’inden söz ederken “Halka sürekli işkence yapılıyor. Bunu validen köylüye herkes biliyor, ama hiç kimse bu konuda konuşamıyor. Arada tek tük zayıf sesler yükseliyor… Fransa işgal altındaymışçasına suskun” diyordu ve durumu Nazi Almanya’sında Almanların bilmemezlikten duymamazlıktan gelmesine ve bunun onları sorumluluktan kurtarmadığına dikkat çekiyordu. “Saf değil, iğrenciz” diyordu. Sartre. “kaçış, dürüst olmama, yalnızlık, suskunluk bir suç ortaklığını yüklenmek anlamına geliyor.” Evet, susku içinde bir ülke… Duymazdan, bilmezden,görmezden gelme, kaçış,yılgı, küçüklükler…Bunlar da işlenen insanlık suçlarına en azından ahlaki açıdan suç ortaklığı anlamına gelmiyor mu? Daha önce, kimi kuramsal-felsefi kitaplarımızla, belgesel anlatı ve yeni sesler gibi dizilerimizle ülkemizdeki insan hakları mücadelesine katkıda ve dayanışma içinde bulunmağa çalışmıştık. Bu çabamızı BEN BİR İNSANIM ile sürdürüyoruz. Onlar, bu direniş ve onur sınavını herkes için verdi. Onları yalnız bırakmayın! Bu çığlığa kulak verin! (Önsöz’den)

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Gülünün Solduğu Akşam

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) adlı devrimci örgütün önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarıyla Ankara’da, Mamak Askeri Cezaevi’nde karşılaşmıştım. Kimini önceden de tanırdım: Hüseyin İnan, Sinan Cemgil gibi. Kimini de cezaevinde tanıdım: Deniz Geçzmiş, Yusuf Aslan gibi, Deniz Gezmiş’in isteği üzerine, onlarla konuşacak, gerekli birikimi sağlayacak, sonra da oturup onların romanını yazmaya çalışacaktım. Heyecan verici, müthiş onurlu bir çalışma başlıyordu benim için. Kimi gizli, kimi açık buluşmalarda bir kısmıyla konuştum. Durmadan sorduğum sorulara aldığım yanıtlar, gerekli ayrıntıları yakalamak içindi. Bir roman için ayrıntılar kaçınılmazdı. Bu tasarı çok iyi başladı, ama ne yazık ki yarıda kaldı. Tam işin içindeyken, hiç beklemediğim bir anda cezaevinden salıverildim. Elimdeki notlar, bir roman için yetersizdi. O güzel insanlar-kimi asılarak, kimi kurşunlanarak – öylesine vahşice yok edildiler ki, bende kalan bu değerli notları artık kendime saklayamazdım. Yıllar sonra oturdum, bu kitabı yazdım, Gülünün Solduğu Akşam, serüven dolu bir roman gibi de okunabilir, ama acı yüklü, hüzün yüklü bir kitap olduğu bilinmelidir. Anı, belge karışımı bir anlatı olarak ortaya çıkan bu kitabımı okuduğunuz zaman, dilerim, sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Bir Genç Kızın Günlüğü

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

“Anne Frank’ın Hatıra Defteri ne bir topluluğu kötülemek, ne başka bir topluluğu övmek düşüncesiyle yayınlanmış değildir. Bu kitap, içinde yaşadığımız medeniyet çağında bile milyonlarca insanı öldürmekten haz duyabilecek kadar vahşi olanların varlığını gösterecektir. Küçük Anne Frank bir Alman kızı olsaydı yine bu hatıraları çağdaş insanlık, bilmeli, tanımalı, onun ıstıraplarına aşina çıkmalıydı. Hatıralar piyes oldu, sayısız insanlar bu faciayı sahnede seyretti. Kim bilir, beyazperdeye yansıyacak gölgesi, bütün dünyada nasıl bir hızla dolaşacak? Demek, insan ruhunda doğan acılı hislere duygulu ruhlar ilgisiz kalamıyor. İşte biz de aynı insani duyguyla bu kitabı Türkçesinden yayımlamayı faydalı gördük. Zaten genç yaşında bir kampın sefaleti içinde ölüp giden Anne Frank, hatıra defterine “öldükten sonra da yaşamak istiyorum” diye yazarken iyi niyetli, hakikate bağlı ve haksızlığa karşı cesaretli insanların her zaman mevcut olacağına inanmıştı… Biz de hayatına doymadan ölen bu zavallı kızcağız gibi insanlığın iyi geleceklerine, aralarında Kabiller bulunsa da Habil kadar temiz ruhlu olanlarının da her zaman var olacağına inanıyoruz.”

Hasan Ali Yücel, 1958

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

İstanbul: Hatıralar ve Şehir

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

İstanbul’da, Orhan Pamuk hem 22 yaşına kadarki kendi hayat hikâyesini, hem de kendi bildiği İstanbul şehrinin ilginç hikâyesini bir roman tadıyla birleştirerek okura sunuyor. Pamuk’un kendini “ben” olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikâye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950′lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddelerini, yanıp yıkılan ahşap konaklarını, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederken Pamuk’un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz… İstanbul’un siyah beyaz hüznünü araştıran bu benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız ve dönüp dönüp yeniden okuyacağımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.

“Sayın Orhan Pamuk, İstanbul’u Dostoyevski’nin St. Petersburg’u Joyce’un Dublin’i ve Proust’un Paris’i gibi dünyanın her köşesinden okurların kendi hayatlarını yaşar gibi tanıyıp, bir ikinci hayat sürecekleri vazgeçilmez bir edebi şehir yaptınız!”
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Zeytindağı

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

“…Zeytindağı’nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu kitabında Falih Rıfkı’nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vasıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir.”

Nurullah Ataç

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Kadıköy Felsefesine Giriş

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

Açık Hava’da Bob Dylan konseri, Akmar Pasajı, Otostop, Fanziler, “uzun saç”, Beatles, Pink Floyd, Çubuk Kraker, Bodrum, Moğollar, ölmek, Erol Taş, Zen Kaçıklar, şorşak, ölü atlar, the Doors, şarap, San Francisco, LP, Sultanahmet, proteo, Beyoğlu…
“Çok yürümüştüm. Herhalde yürüyerek gidebileceğimi düşünmüştüm.”

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Sakıncalı Piyade

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

“Ellerin dert görmesin Uğur Mumcu! Sakıncalı Piyade’yi yazdığın için, eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık. Kendi yazdıklarıma gülemem. Ama senin yazdıklarını gülerek okudum. ‘Acı acı gülmek’ deyimi vardır ya, işte öyle acı acı güldüm.”

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Bolivya Günlüğü

Yazan: Sahhafçı Temmuz 6, 2007

“Savaş çağrımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı almak için başka eller uzanacaksa, ölüm nereden gelirse gelsin, hoş geldi, safa geldi.”

İleri Yayınları, tüm dünya devrimcilerinin kendisine örnek aldığı devrimci lider Che Guevara’nın bütün eserlerini Türk okuyucusunun hizmetine sunuyor. Che’nin askeri yazılarından siyasi yazılarına, önemli konuşmalarından mektup ve şiirlerine kadar tüm eserlerinin yer aldığı bu külliyatta, Che’nin askeri dehasının yanı sıra, siyasi kavrayışı, devrimci coşkusu, devrimci önderliği ve entelektüel yönüyle de tanışacaksınız.

İleri Yayınları’nın hazırladığı dizide şu eserler bulunuyor: 1. Bütün Yazıları, 2. Bolivya Günlüğü, 3. Küba Günlüğü, 4. Mektuplar, 5. Şiirler, 6. Gerçekçi Ol İmkansızı İste (Seçme Yazılar).

1966 Kasımında Bolivya Ulusal Kurtuluş ordusu saflarında mücadeleye katılan Che, Küba’daki deneyimini Bolivya’daki devrimcilere aktarmak ve emperyalizme karşı bir Güney Amerika devriminin aşamalarından birini kaydetmek amacındaydı. Bolivya’daki bu mücadelenin anlatıldığı Bolivya Günlüğü, bir mazlum millet evladı olan Che’nin emperyalizme karşı meydan okuyuşunun da bir manifestosudur aynı zamanda.

Bolivya Günlüğü’nde Che’nin ve arkadaşlarının mücadelesini okuyacak ve farklı ülkelerden Güney Amerika devrimcilerinin dayanışmasını göreceksiniz. Bu kitapta, Che’nin günlüğünün yanı sıra, Bolivya’daki siyasi gelişmelerin Che’nin ölümünden sonraki dönemi de kapsayan geniş bir kronolojisini de bulacaksınız.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Anı | Leave a Comment »

Sorgulayan Denemeler

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

“Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav, bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır…” Bu sözler, yirminci yüzyılın en büyük düşünürlerinden Bertrand Russell’ın, Sorgulayan Denemeler’inde ele aldığı konuları nasıl irdelediğine dair bir ipucudur. Sorgulayan Denemeler’de yirminci yüzyılın önyargıları, bakış açısı, olgu ve olaylar karşısında aldığı tavır, bilimden budizme uzanan bir yelpaze içinde Russell’ın sorgulayıcı kaleminden süzülerek ortaya dökülür. Sorgulayan Denemeler, yazarının ince zekâsını ve kalemini olduğu kadar, birey olarak üstlendiği temel rolü de yansıtır: Sormak, sorgulamak ve tartışmak..

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Felsefe | Leave a Comment »

Yöntem Üzerine Konuşma

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

[Decartes.PNG]

Yöntem üzerine konuşma, Descartes’ın birinci dönem yapıtlarındandır. 1618’den 1637’ye kadar sürmüş olan bu birinci döneminde, Descartes bir filozoftan çok bir bilim adamıdır; dünya üzerine, insan üzerine, insanın evrendeki yeri üzerine evrensel bir bilim geliştirmeye yönelir. 1637’den sonranın Descartes’ı bir bilim adamı olmaktan çok bir filozoftur ya da bir metafizikçidir. Asıl adı Discours de la méthode, pour bien conduire la raison et chercher la vérité dans les sciences, plus la dioptrique, les météors et la géométrie qui sont les essais de cette méthode (Usu iyi yönetmek ve bilimlerde doğruyu aramak için yöntem üzerine konuşma ve bu yöntemin denemeleri olan dioptrik, meteorlar ve geometri) olan bu kitabın bugün yalnızca altı bölümlük Yöntem üzerine konuşma bölümü ilgi çeker. Kitabı oldukça kalınlaştıran öbür bölümler bugün için yalnızca bilim tarihi uzmanlarının ilgisini çekebilir.

Bu konuşma tümü bir defada okunmak için çok uzun görülürse altı bölüme ayrılabilir. Birincide bilimlerle ilgili çeşitli belirlemeler, ikincide yazarın aradığı yöntemin başlıca kuralları, üçüncüde bu yöntemden çıkardığı ahlak kurallarından bazıları, dördüncüde metafiziğinin temellerini oluşturan Tanrı’nın ve insan ruhunun varlığını kanıtlamasını sağlayan nedenler, beşincide fizikle ilgili olarak araştırdığı sorunların düzeni ve özellikle yüreğin deviniminin ve hekimlikle ilgili bazı başka güçlüklerin açıklaması, sonra da ruhumuzla hayvanların ruhu arasındaki ayrım ve sonuncuda doğanın araştırılmasında şimdikinden daha ileri gitmek için gerekli olduğuna inandığı şeyler ve bu konuşmayı hangi nedenlerle yazdığı bulunacaktır…

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Felsefe | Leave a Comment »

Konuşmalar

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

[konuÅŸmalar.jpg]

Her şey boşuna! Hatalı olduğunu gördüğü halde kendisine karşı davacı kesilen birine rastlamadım.

Yapraklar fışkırttığı halde çiçek açmayan bitkiler vardır. Fakat, çiçek açtığı halde meyve vermeyen bitkiler de vardır.
Bir adam kendi kendine, “Bu konuda ne düşünmeliyim?”,”Bu konuda ne düşünmeliyim?” diye sorup durmuyorsa, ben onun hakkında ne düşünebilirim ki?

Bütün günü yiyeceksiz, geceyi de düşünerek, gözüme uyku girmeden geçirdim; hiçbir yararı olmadı. En iyisi, insan bişeyler öğrenmeli

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Felsefe | Leave a Comment »

Metafizik Üzerine Konuşma

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

[Leibniz.PNG]

Leibniz, 17.yüzyıl filozoflarının çoğu gibi, felsefesinde Descartes’in töz kavramından hareket eder. Leibniz’e göre dünyanın, varlıkların temelinde ‘monad’lar (tek tek varlıklar, bölünmez özler) vardır. Monadlar kendi kendilerine hareket edebilen, algılayabilen temel varlıklardır. Yalnız monadların özü ‘kuvvet’ olduğu için, ne bir şekli ne hacmi, ne parçaları vardır. Monadları özü ‘edim’ (faaliyet) olan ruhsal noktalar gibi düşünmek gerekir. Bundan dolayı monadlar, kendi kendilerine harekete geçerler. Onları, Demokritos’un, maddecilerin atomlarından ayıran husus, maddesel olamamaları, kendi kendine hareket edebilmeleridir. Monadların herbirinin edimi, geçmişin sonucu geleceğin belirleyicisidir.

Leibniz’e göre monadlar önceden belirlenmiş bir düzen içinde bulunurlar. Buna önceden düzen kuramı denir.

Leibniz düşünce sistemine göre düşünce ilkeleri, genel fikirler, insan zihninde bir istihdat olarak bulunur, tecrübeyle gelişir. Leibniz ‘Theodizee’ adındaki eserinde, içinde yaşadımız dünyanın, dünyaların en düzenlisi, en mükemmeli olduğunu söylemiştir. Leibniz’in bu görüşü Voltaire’in ‘Candide’ adındaki uzun hikayesinde gülünç hale getirilmek istenmiştir.

Monadlar evreninde, maddenin her parçası bitkilerle dolu bir bahçe, balıklarla dolu bir havuz olarak tasarlanabilir. Ama bitkinin her dalı, hayvanın her organı, organlardaki her damla sıvı yine böye bir böhçe ve havuzdur. Öyle ki, bahçedeki bitkiler arasında kalan toprak ve hava, havuzdaki balıklar arasında kalan su, ne bitki ne de balık olsa da çoğu zaman algılayamayacağımız bir incelikte yine kendinde onları bulundurur. Böylece, evrende verimsiz, kısır ve ölü hiçbir şey olmadığı gibi, görünüşte olanın dışında ne kaos ne de karışıklık vardır. Görünüşteki kaos ve karışıklık, içinde yalnızca belirsiz birtakım hareketler görünen balıklarla dolu bir havuzdaki balıkların farkına varmadan havuzun uzaktan görülmesi gibi bir şeydir.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Felsefe | Leave a Comment »

Efendi 2: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Kimdir, “Beyaz Müslümanlar”?..

Soner Yalçın bu kez okuyucularını, tarikat şeyhi Harun Hoca’nın (Aaron Kandiyoti) peşinden, tarikatlara, dergahlara, müritlere, siyaset ve ticaret dünyasına, ilginç akrabalık bağlarına uzanan bir yolculuğa çıkarıyor…

İslamcı çevrelerin içindeki Sabetayistler… Tarikatlara, tekkelere, müritlere, iş dünyasına, siyasete ve ilginç akrabalık bağlantılarına uzanan ilişkiler ağı… İsimler… İsimler…

Said-i Nursi’nin mezarından kaçırılan cesedi yıllardır neden bulunamıyor?..

Sabetay Sevi’nin sağ kolu Osman Çelebi, hangi ünlü Mevlevi’nin büyükdedesiydi?..

Nazım Hikmet’in Nakşibendi Gümüşhaneli Dergahı’yla akrabalık bağları neydi?..

Türkiye’nin sayılı zenginlerinden, tarikatçı bir ailenin sosyetik gelinleri kimler?..

Yahudi Alyans Okulu mezunu ünlü şeyh kimdi?..

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Agarta: Mahatmalar Misyonu

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Daha önce size “Agarta” adlı kitabı sunmuştuk. Bu kez de “Mahatmaların Misyonu” başlıklı başka bir Agarta araştırmasını ilginize sunuyoruz.

Agarta, Tibet ve Orta-Asya tradisyonlarında sözü edilen, Asya’daki sıradağların içinde bulunduğu ileri sürülen efsanevi bir yer altı organizasyonuna verilen addır.

Agarta konusunu kitaplarında en ayrıntılı işleyen üç yazar Saint-Yves d’Alveydre (1842 -1909), Ferdinand Ossendowsky ve René Guénon’dur. Agarta, teozoflara göre Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim rahiplerince ya da inisiyelerce kurulmuş, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine çekilmiştir. Agartha, Agharta ve Agarthi olarak da yazılır.

Kimileri Şambala adında Agarta’ya karşıt olarak kurulmuş, gizli bir menfi merkezin varlığını ileri sürüyorsa da, Agarta’nın Tibet tradisyonlarındaki bir diğer adı Şambala’dır.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Musa’nın Çocukları: Tayyip ve Emine

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan yazarı ABD’de düzenlenen bir toplantıda CIA Ortadoğu Masası Şefi Richard Perle ve diğer istihbarat örgütlerine şikayet etmiştir.Yazarımız bu kitabında; Tayyip ve Emine Erdoğan’ın doğumundan bugüne kadar olan hayat hikayelerini. Tayip ve AKP’nin İsrail, ABD ve İngiliz büyükelçi ve istihbarat örgütlerinin desteğinde nasıl gelişip serpildiğini görecek, TBMM’de yine bu ülkelerin lehine sergiledikleri faaliyetlerini okuyacaksınız. Tayyip’in Amerikan vatandaşlığı yanında, Arap kökenli olarak tanıttığı eşinin Arap değil, Yahudi soyundan geldiğini ibretle izleyeceksiniz. Keza kendinin de Musa’nın soyundan geldiğini… Kitapta Yasin El Kadı-Tayyip, Tayip-Usame Bin Laden, Tayip-Ülker, Ya-sin El Kadı-Ülker ilişkilerini bulacaksınız. Tayyip’in mal varlığındaki inanılmaz artışlarla, belediye başkan maaşının yanında, belediye şirketlerinden huzur hakkı adı altında aldığı paraları göreceksiniz. Tayyip’in belediye başkanlığı döneminde yapılanması hızlanan “geleceğin başbakanı ve cihat hazırlığının” TBMM’de geldiği son safhalara tanık olacaksınız.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Agarta: Yeraltı Uygarlığı

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Agarta, Tibet ve Orta-Asya tradisyonlarında sözü edilen, Asya’daki sıradağların içinde bulunduğu ileri sürülen efsanevi bir yer altı organizasyonuna verilen addır.

Agarta konusunu kitaplarında en ayrıntılı işleyen üç yazar Saint-Yves d’Alveydre (1842 -1909), Ferdinand Ossendowsky ve René Guénon’dur. Agarta, teozoflara göre Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim rahiplerince ya da inisiyelerce kurulmuş, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine çekilmiştir. Agartha, Agharta ve Agarthi olarak da yazılır.

Kimileri Şambala adında Agarta’ya karşıt olarak kurulmuş, gizli bir menfi merkezin varlığını ileri sürüyorsa da, Agarta’nın Tibet tradisyonlarındaki bir diğer adı Şambala’dır

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Devlet Adamlarına Öğütler

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Bu eser, bizlere 18. yüzyılın başlarında yaşamış bulunan şerefli, vicdan ve iman sahibi bir Osmanlı Devlet Adamının kaleminden iyi ve kötü politikanın ne olduğunu öğrenmek fırsatını vermektedir.
Osmanlı Devlet İdaresi’nin hususiyetlerine vâkıf bir kimsenin kaleminden çıkan bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun idare sistemi hakkında fikir sahibi olmamızı mümkün kılan ve aynı zamanda bu devlet nizamına ait objektif tenkide imkân veren tarihî bir kaynak mahiyetindedir.

Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın “Devlet Adamlarına Öğütler”i, tarihimizin epey gerisinde kalmış, sosyal, siyasal ve idarî bakımdan günümüzdekinden büyük ölçüde farklı bir düzeni eleştirmekte ve kurulmasını arzuladığı bir idare sistemiyle ilgili tavsiyelerde bulunmaktadır. Lâkin, yazarın amacı ve özlemi bir yana konulursa, yapmış olduğu eleştiri ve tavsiyelerin, dokunmuş olduğu birçok konuların ve meselelerin günümüzde dahi, canlılığını ve önemini yitirmediği hemen görülmektedir. Bir bilim adamı olmadığı için Sarı Mehmet Paşa’nın kitabında, bugünkü sevk ve idare ilminin, personel idaresinin sistematik bir incelemesini bulmak elbette ki mümkün değildir. Fakat, devlet teşkilâtının en yüksek kademelerinde yer almış bir idareci olarak yazar, geniş tecrübesi ile idarecinin, idarenin, hattâ politikanın çok önemli bazı konularına parmak basarken, gerçekte, bugün karşılaştığımız pek çok meselelere iki buçuk yüzyıl geriden ışık tutmaktadır.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma, Siyaset | Leave a Comment »

Osmanlı Mutfağı

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Hemen her ülkenin ve her ulusun coğrafyasının, damak tadının, yeme alışkanlıklarının sonucu olarak kendine özgü bir mutfağı ve mutfak kültürü oluşmuştur. Vazgeçilmez öğeler taşıyan ve yüzlerce yıldan süzülüp gelen bu tatlar, o kültürle özdeşleşmiş, neredeyse onun temsilcisi olmuştur. Yöresellikten arınıpp ulusallaşan her mutfak, aynı zamanda evrensellesmiş olmaktadır. Osmanlı Mutfağı da böylesine bir tarihe sahiptir. Anadolu ve Trakya gibi iki kıtanınn bağlantı noktasında olup üç kıtanınn kültürleriyle bir mozaik yaratmak, dünyada çok az imparatorluğun başardığı bir değerdir. Üstelik bereketli topraklar üzerinde, doğal olarak çok geniş bir bitki örtüsü, verimli toprak ve deniz ürünlerine sahip olmak da bu mutfağın zenginligini arttırmıştır. Ritüelleriyle, malzemeleriyle benzersiz bir nitelik gösteren Osmanlı Mutfağı, soğuklarından sıcaklara, tatlılarından içeceklere kadar tam bir şölendir.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma, Hobi | Leave a Comment »

Çok Lüzumlu Tarih Ansiklopedisi

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Bazı kitaplar ilginç, bazıları eğlenceli, bazıları ise eğiticidir. Ama bunların tümünü birleştiren kitap çok azdır. İşte bu kitap onlardan biri. Sorulara göz attığınızda siz de göreceksiniz:

Hangi Avrupa ülkesinin parlamentosu 175 yıl toplanamamıştır?

Yirminci yüzyılda iyi tanınan iki torun birbirlerine savaş açtı. Bu iki ünlü torun ve daha da ünlü büyük anneleri kimdir?

Naziler, Vietnamlılar, Japonlar ve Kuzey Korelilerin elindeki Amerikan savaş esirlerinin yüzde kaçı ölmüş veya öldürülmüştür?

ABD askeri güçlerinin tarihindeki en büyük teslimiyeti neydi?

Avrupa’da hangi ülkenin kraliçesi ilk evliliği iptal edildikten sonra başka bir Avrupa ülkesine kral olan birisiyle evlenmiştir?

ABD’nin simgesi ‘Sam Amca’nın yüzü ve ismi nereden gelmektedir?

Gandhi’nin Güney Afrika’dan Hindistan’a gitmek üzere ayrılmasının başlıca sebebi neydi?

Hangi ülke 1987 yılına kadar süregelen 2500 yıllık tarihinde hiç seçim yaşamamıştır?

Bir orduda askeri harekatta yer alan asker sayısından daha fazla sayıda madalya dağıtılmış mıdır?

Her kadına eşsiz bir koca ve her erkeğe eşsiz bir kadın olabileceğini söyleyen imparator kimdir?

‘Soğuk Savaş’ deyimini ilk kez kullanan kimdir?

Hangi ülkenin iki tane ulusal başkenti vardır?

Mısır’daki Büyük Piramit hangi taştan yapılmıştır, inşasında kaç blok kullanılmıştır, her bloğun ağırlığı nedir?

Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi hangisidir?

Hangi ülkedeki nüfusun yalnızca yüzde 30′u o ülkenin resmi vatandaşıdır?

Kendi mahkemesi ve 11 hapishane hücresiyle birlikte varolmaya devam eden tek özel ikametgah neresidir?
(Arka Kapak)

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Sır (The Secret)

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

“Bu sırrın ne olduğunu söyleyemem.Tek söyleyebildiğim varolduğu.”
Alexander Graham Bell (Telefonun Mucidi)

“Sır tüm olmuşların, olanların ve olacakların cevabıdır.”
Ralph Waldo Emerson (Filozof)

Çağlar boyu nesilden nesile geçerken, bir çok insan ona göz dikti, onu gizledi, kaybetti, çaldı, büyük paralar karşılığı satın alanlar oldu. Tarihteki en önemli insanların bazıları yüzyıllar kadar eski olan “Sır”ra vakıf olmuşlardı. Eflatun, Galileo, Beethoven, Edison, Carnegie, Einstein ve diğer mucitler, bilim adamları ile büyük düşünürler “Sır”rı biliyorlardı; ve şimdi “Sır” dünyaya açıklanıyor.
“Sır”rı öğrendiğinizde, istediğiniz her şeyi elde etmeyi, yapmayı, ya da istediğiniz her şey olmayı da öğrenmiş olacak; asıl kimliğinizi bulacak ve hayatta sizi bekleyen gerçek ihtişamın ne olduğunu göreceksiniz.
Sizce dünya nüfusunun sadece %1′lik bir kısmını oluşturan bir kesimin tüm maddi gelirin %96’sına sahip olması bir tesadüf mü?
Olağanüstü bir servete sahip olmak ister misiniz?
Muhteşem bir malikanede yaşamak ister misiniz
Ömrünüz boyunca hiç sıkıntıya düşmeden bolluk, bereket içinde yaşamak ister misiniz?
Ruh eşinizi bulmak ya da huzurlu, mutlu bir evlilik yaşamak ister misiniz?
Peki kendinize sorun. Gerçekten ne, ama ne istersiniz?
Amaçlarınıza ulaşmak için bu kitabı kullanmaya başlayabilirsiniz. Yaşamınızdaki herhangi bir şey için bir cevap, bir rehber arıyorsanız, sorunuzu sorun, cevap alacağınıza inanın ve bu kitabı rastgele açın. Açılan sayfada aradığınız cevabı ve tavsiyeyi bulacaksınız.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

CIA’nın Büyük Operasyonları

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Bu kitapta CIA’nın en büyük 42 suçu özetlenerek anlatılıyor. Yasadışı, kanlı faaliyetlerin bu özeti bile, bağımsızlık, özgürlük ve adalet yanlısı herkesin kemiklerini sızlatmaya yeter.

CIA’in bir ‘istihbarat toplama örgütü olduğu’ düşüncesi, CIA’nın en büyük propaganda zaferidir. ‘Merkezi Haber Alma Ajansı’ adına rağmen, CIA’nın temel işlevi, gerçekte, ekonomik savaşı, darbeleri, suikastları ve hatta soykırımı da içeren örtülü ve gizli operasyonları yürütmektedir. Örtülü operasyonlar CIA’nın can damarıdır.

Okuyacağınız operasyonlardan birkaç örnek: CIA’in kuruluşundaki Nazmi mayası: Gehlen Org; uluslararası Kontrgerilla örgütlenmesi: Gladio; İran, Guatemala, Zaire, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Yunanistan, Şili darbeleri; JFK, Malcolm-X, Martin Luther King, Robert Kennedy, Orlando Letelier suikastları; Domuzlar Körfezi çıkarması; Vietnam, Kamboçya, Laos harekâtları CIA’in uluslararası uyuşuturucu kaçakçılığı; Jonestown katliamı; Watergate skandalı; Grenada işgali; El Salvador, Nikaragua, İran/Kontro olayları; PanAm 103′ün düşürülmesinde CIA’in rolü; Körfez Savaşı ve Irak; Yugoslavya’nın parçalanması…

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Kişisel Bilinçdışı ve Ortak Bilinçdışı

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Carl Gustav Jung sadece psikoterapi bilim dalını değil, aynı zamanda Psikoloji, Teoloji, Etnografi bilimi, Edebiyat ve güzel sanatları da etkiledi. Psikoloji bilim dalında kendisi tarafından bulunan ve yapılan kavramlar geniş şekilde kabul gördü. Örneğin; kompleks, introversion ve ekstraversion, gölge, arketipler (enerjikompleksler), kolektif (toplumsal) bilinçaltı, anima, animus.

Gölge bilinçaltı bir “kompleks”dir. Şuur ve benliğin karşıtı, tersi dir. Istenilmeyen kabul görünülmeyen tüm kişisel özelikler gölge kompleksinde dahil oluyorlar. Örnek olarak biri kendini nazik ve kibar olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katı dir. Acımasız birinin gölgesi çok naziktir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişilerin gölgeleri güzel olmaktadır.(Ama başkaları bunu görmezse bizim güzel tanımlamamız sadece bizi kibirlendirir)

Gölge ne zaruri iyi ne de zaruri kötüdür. Jung gölge dokunun varlığını bilinçaltından şuura kavuşturmanın önemini vurgulamaktadır. Bu yapılmadıkca kendi gölge kompleksimizi projeksiyon yaparak iletişim bozukluğuna ve ruhta derin yaralara yol açarız.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Makale | Leave a Comment »

Modern Alman Oryantalizmi

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

‘Nazi söylemi ile insan haklarını savunmak.’ Bacınoğlu’nun bu çarpıcı ifadesi bu kitapta anlatılan Alman oriyantalizmini en özlü ve etkili şekilde özetliyor. Türkiye’ye karşı ırkçı önyargılar ile dolu bir grup doğubilimci ve gazetecinin çalışmalarının analizi olan bu çalışma son on yılın Almanya’sını anlamak isteyen herkesin öncelikle okuması gereken bir inceleme niteliği taşıyor.

Kitapta ileri sürülen her nokta oriyantalistlerin çalışmaları ile kanıtlanmış ve sanki bir oyun gibi işlenmiş. Bu çalışmanın çok ciddi bir şekilde ilgi çekeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Sadece konu ile entelektüel düzeyde ilgilenenler için değil araştırmacılar için de bir kaynak oluşturacaktır.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Surların Öte Yanı: Zeytinburnu

Yazan: Sahhafçı Temmuz 5, 2007

Zeytinburnu ilçesi hakkındaki yaygın ve yanlış bir kanaat, bu bölgede yerleşimin gecekondulaşma süreci ile başladığı ve otuz-kırk yıllık bir geçmişe sahip olduğu yolundadır. Oysa yapılan araştırmalar, Zeytinburnu ilçesi sınırları içinde bulunan bölgede yerleşimin, çok eskiye giden bir geçmişe sahip olduğunu gösterir.

“II. Roma” olarak anılan Bizans İstanbul’u için bu bölge, askeri ve dini açıdan çok önemliydi. Bizans ordusunun geçiş yolu olan ilçemizin bu dönemden devraldığı tarihi yapılar arasında, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in bazı bölümler eklettiği Yedikule Hisarı ile Balıklı Ayazma ve Kilisesi’ni sayabiliriz. Balıklı Ayazması, ilk olarak I. Leon’un Bizans tahtına erişmesini anlatan bir menkıbeye konu olmuş, ardından İstanbul’un fethi sırasında geçtiği rivayet edilen ikinci bir menkıbe nedeniyle de günümüzdeki adını almıştır. Bu bölgedeki dini yaşantının canlılığı, Türklerin İstanbul’u fethinden sonra devam etmiş, bunun yanında Türkler Zeytinburnu’na beraberlerinde iktisadi bir canlılık da getirmişlerdir.

Kökleri Orta Asya’ya uzanan Türk dericiliği, Anadolu’da Ahi Evran ile kurumlaşmış ve fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in debbağhaneleri Kazlıçeşme’ye toplamasıyla, Zeytinburnu dünya dericilik sanayiinin en eski merkezlerinden biri halini almıştır. Aynı zamanda debbağhane çalışanları, uzun zaman Osmanlı ordusunun savaşlarda önemli bir gücünü oluşturmuşlardır. Zeytinburnu ilçemizin tasavvufi açıdan da az rastlanır bir zenginliğe sahip olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. İlçemiz sınırları içinde yer alan Perişan Baba, Hacı Mahmud Ağa, Seyyid Nizam, Merkez Efendi tekkeleri ve bir müzik akademisi olarak da anılan Yenikapı Mevlevihanesi, tasavvuf tarihimizin son derece önemli şahsiyetlerinin yetişmesine vesile olmuştur. Bunlara örnek olarak mesir macununun mucidi Merkez Efendi’yi, büyük Türk müzisyenleri Itri, İsmail Dede Efendi ve ilk Türk müzikoloğu Rauf Yekta’yı sayabiliriz.

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »

Etiler Koğuşu

Yazan: Sahhafçı Temmuz 4, 2007

Etiler Koğuşu’nda “şöhret”lerin doğrudan polis ifadelerini belgeliyor. Bu bağlamda, polisteki o sakallı ve makyajsız yüzler, ifadelerde bütün çıplaklığıyla neşredilen cürümler, televole dünyasının kriminal yüzünü ortaya koyuyor. Yazarlar, “cilalı imaj devri”nin sahte kahramanlarına olabildiğince objektif yaklaşıyor. Yargılamak değil, belgelemek refleksi öne çıkıyor.

Kitapta adları geçen kimi isimler, Türkiye’nin Susurluk Skandalı’ndan tanıdığı mafya patronlarına, mafyöz organizatörlere kadar genişliyor. Sadece uyuşturucu kullandığı için gözaltına alındığı varsayılan “şöhret”lerin, giderek bu dünyanın bir parçası olduğu, hatta uyuşturucu ticaretinde kimi roller bile üstlendiklerini ortaya koyuyor. Televolelerde görmedikleriniz bu kitapta konu edilmiyor. Magazin basınının didik didik etmediği, ilkeli ve onurlu yaşamını kameralardan uzak tutan, sanatıyla objektiflerin ilgisini çekmeyi yeterli sayanların ismine bu kitapta rastlayamayacaksınız.

Etiler Koğuşu tarafsız bir yaklaşımı ile ibret dolu bir dünyayı anlatıyor.
(Tanıtım Bülteni’nden Alıntı)

e-kitap.png

Yazı kategorisi: Araştırma | Leave a Comment »